Nazım Hikmet Kimdir?

Nazım Hikmet’i Yakınları Nasıl Bilirdi?

 

Resmi tarihe göre Nazım Hikmet, 20 Kasım 1901 tarihinde Selanik’te dünyaya gelmiş ve 40 gün için bir yaş büyük görenmemesi için 15 Ocak 1902 doğumlu olarak anılmıştır.

Babası Hikmet Bey, annesi Celile Hanımdır. 1917’de Heybeliada Bahriye Mektebi’ne girdi. 1919’da mezun oldu. Yahya Kemal Beyatlı‘ya hayrandı. Yazdığı şiirleri ona gösterip onun eleştirilerine önem veriyordu.

Annesi Celile Hanımın Nazım İçin Yaptığı Yağlı Boya Tablosu - Nazım Hikmet RAN

Annesi Celile Hanımın Nazım İçin Yaptığı Yağlı Boya Portresi

 

Moskova ’da üniversiteye kaydoldu ve orada serbest şiirle tanıştı.

Farklı tarihlerde ve uzun süreler hapis yattı. Gördüğü baskı sonucu Moskova’ya gitti.

Şiir, düz yazı ve tiyatro alanında sayısız eserler verdi.

1963 ‘te bir kalp krizi sonucu yaşamını yitirdi.

Nazım Hikmet Ran ’ın hayatının en kısa özetlerinden biri oldu sanırım ama zaten yapmak istediğimiz bu değil. Bizim yapmak istediğimiz resmi tarih dışında Nazım’ ı etrafındakilerin ve kendisinin nasıl anlattığı.

Bakalım en yakınları ondan nasıl bahsediyorlar.

İlk olarak…

 

 

Bursa Cezaevinden arkadaşı bir diğer kıymetli yazar Orhan Kemal’e kulak verelim.

 

Nazım Hikmet - Orhan Kemal

Nazım Hikmet, Orhan Kemal İle Birlikte

 

Orhan Kemal, Nazım Hikmet’in eşi Piraye Hanım’ın Nazım ’ı ziyaretini anlatıyor.

Piraye yenge yıldan yıla iki üç sefer gelir, birkaç kuruşu varsa birkaç gün otelde kalırdı. Böyle günlerde Nazım Hikmet’ i görmeli… Karısına saygısı sonsuzdu. Onu alelade bir kocanın karısını sevmesinden çok başka bir tarzda sever bilhassa sayardı.”

 

 

Nazım Hikmet’i Bir Dinozorun Anıları Arasından Çekip Çıkaralım

Mina Urgan Bir Dinozor’un Anıları adlı kitabında Nazım’ la üç kere tesadüf ettiğinden bahseder. Ben bunlardan ikinci karşılaşmalarını almayı uygun buldum.

“Bir iki yaş daha büyükken ikinci karşılaşmamız Yalova vapurunda oldu. Halet ve ailesiyle oraya bir gezintiye gitmiştik. Uzaktan akraba olduklarından, Çambel ’ler Nazım Hikmet’i tanıyorlardı. Bende onun şairliğini biliyordum artık. Gelgelim, o acayip çocukluk dönemimin verdiği olanca ükelalığıyla, Baudelaire’in ve Rimbaud’un şiirlerini onunkilerden çok daha fazla sevdiğimi söyledim.

Beni hiç terslemeden gülümsedi; “bende onları severim” dedi ve Baudelaire’in “Le Balon” şiirini Fransızca olarak başından sonuna kadar ezbere okudu.

 

 

Belki hayat yoldaşlarından Nazım için en değerlisi anlatıyor şimdi Nazım’ı.

 

 

 

Vera Tulyakova - Nazım Hikmet

Vera Tulyakova

 

Vera Tulyakova ’ya kulak verelim.

“ Ölümünden önce evin çeşitli yerlerine benim için doğum günü armağanları yerleştirmiş. Doğum günüm yaklaştımı başlarım evin sağını solunu aramaya. Geçenlerde 50. Yaş günü armağanımı buldum. Ama ben henüz elli yaşında değilim haa! Birde kırk iki yaş armağanımı bulamadım hala. Kim bilir hangi gün nereden çıkar.”

 

 

Siyasal eylemci ve şair, romancı ve deneme yazarı Fransız Louis Aragon Nazım’ın şiiri hakkında ne diyor.

 

Siyasal Eylemci ve Şair, Romancı ve Deneme Yazarı Fransız Louis Aragon - Nazım Hikmet RAN

Siyasal Eylemci ve Şair, Romancı ve Deneme Yazarı Fransız Louis Aragon

 

Ünlü yazar Nazım’ın dünya şiirinde ki yerini anlatırken bakın ne söylüyor.

“ Nazım dünyanın en büyük beş şairinden biridir ve bunların sonuncusu değildir.”

 

 

Tüm yazılarını Ruslara okutan çevirmeni ve dostu

 

Nazım Hikmet-Ekber Babayef

Nazım Hikmet, Çevirmeni ve Dostu Ekber Babayef İle Birlikte

 

Moskova yıllarında yanında bulunan en iyi arkadaşlarından biri, tüm yazılarını Türkçeye çeviren Ekber Babayef onun yazmaya olan aşkına dair bakın ne diyor.

“Yazmayı böylesine seven birini hiç görmedim. Bir gün beni evden aldı. “Daktilonu da al Daça’ya –Sovyetler Birliğinde tek katlı yazlık evlere verilen isim- gidiyoruz” dedi. Sekiz tabloluk bir oyun varmış kafasında, sekiz günde bitirmeyi tasarlamış. Daça’ya gittik ilk gün birinci tabloyu bitirdi. O Türkçe olarak yazıyor bana veriyor ben aynı anda kendi daktilomda Rusça’ya çeviriyordum. Sekizinci gün oyunu bitirdi…

Bu da bitti Ekber’’ dedi.

 

 

Nazım ‘ın Nazımca Anlatımı

Ekber Babayef, Nazımla arasında geçen bir konuşmayı da şöyle aktarıyor.

“ Çok kitap yazıldı Nazım üzerine. Bir gün kendi “Biyografinizi kendiniz yazmayı düşünmüyor musunuz? Dedim. “Hayır” dedi. “ Benim için dün yoktur yarın vardır sadece

Ama yine de yazdı Nazım kendini kendi üslubunca.

 

1902’de doğdum
doğduğum şehre dönmedim bir daha
geriye dönmeyi sevmem
üç yaşımda Halep’te paşa torunluğu ettim
on dokuzumda Moskova’da komünist Üniversite öğrenciliği
kırk dokuzumda yine Moskova’da Tseka-Parti konukluğu
ve on dördümden beri şairlik ederim

kimi insan otların kimi insan balıkların çeşidini bilir
                                               ben ayrılıkların
kimi insan ezbere sayar yıldızların adını
                                               ben hasretlerin

hapislerde de yattım büyük otellerde de
açlık çektim açlık gırevi de içinde ve tatmadığım yemek yok gibidir

otuzumda asılmamı istediler
kırk sekizimde Barış madalyasının bana verilmesini
                                                            verdiler de
otuz altımda yarım yılda geçtim dört metre kare betonu
elli dokuzumda on sekiz saatta uçtum Pırağ’dan Havana’ya

Lenin’i görmedim nöbet tuttum tabutunun başında 924’de
961’de ziyaret ettiğim anıtkabri kitaplarıdır

partimden koparmağa yeltendiler beni
                                            sökmedi
yıkılan putların altında da ezilmedim

951’de bir denizde genç bir arkadaşla yürüdüm üstüne ölümün
52’de çatlak bir yürekle dört ay sırtüstü bekledim ölümü

sevdiğim kadınları deli gibi kıskandım
şu kadarcık haset etmedim Şarlo’ya bile
aldattım kadınlarımı
konuşmadım arkasından dostlarımın

içtim ama akşamcı olmadım
hep alnımın teriyle çıkardım ekmek paramı ne mutlu bana

başkasının hesabına utandım yalan söyledim
yalan söyledim başkasını üzmemek için
              ama durup dururken de yalan söyledim

bindim tirene uçağa otomobile
çoğunluk binemiyor
operaya gittim
            çoğunluk gidemiyor adını bile duymamış operanın
çoğunluğun gittiği kimi yerlere de ben gitmedim 21’den beri
            camiye kiliseye tapınağa havraya büyücüye
            ama kahve falıma baktırdığım oldu

yazılarım otuz kırk dilde basılır
            Türkiye’mde Türkçemle yasak

kansere yakalanmadım daha
yakalanmam da şart değil
başbakan filân olacağım yok
meraklısı da değilim bu işin
bir de harbe girmedim
sığınaklara da inmedim gece yarıları
yollara da düşmedim pike yapan uçakların altında
ama sevdalandım altmışıma yakın
sözün kısası yoldaşlar
bugün Berlin’de kederden gebermekte olsam da
                                           insanca yaşadım diyebilirim
ve daha ne kadar yaşarım
                             başımdan neler geçer daha
                                                                kim bilir

 

11 Eylül 1961 – Doğu Berlin

 

Kaynak:

Çizgilerle  Nazım Hikmet (Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı Yay.)

Bir Dinozorun Anıları- Mine URGAN (YKY)

 

İşten, okuldan arta kalan kıt zamanınızda, sosyal medyada gezinen gerekli, gereksiz bu kadar popüler kültür malzemesi arasında sanat, felsefe ve edebiyata zaman ayırıp bu yazıyı okuduğunuz için sizi ayakta alkışlıyor ve teşekkür ediyorum.

Hürmetler. Esenlikler dilerim.

 

Yorum yapmak ister misiniz ?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.