Aramızdan Erken Ayrılan Şairler

Aramızdan Erken Ayrılan Şairler başlığı altında tanıtacağımız bazı şairleri belki çok iyi tanıyor, bazılarının adını ise ilk kez duyuyor olabilirsiniz.

Kimisi çok genç yaşında kapıldığı buhrandan kurtulamayarak hayatına son vermiş. Kimisi hayatı anlamsız bir labirent olarak görüp çıkış yolu bile aramadan hayatını sonlandırmış. Kimisi de amansız hastalıklar sonucu bu dünyaya veda etmiş. Tüm bu şairleri bu yazıda bir araya getiren şey maalesef çok genç yaşta ölüp, aramızdan ayrılmaları…

Ölüm sebepleri çeşitli belki ama hepsinin bir ortak noktası varsa şiire aşık olmaları.

Aramızdan Erken Ayrılan Şairler dosyasına bu şairlerin en genç olanıyla başlayalım.

 

 

Zaman Çok Çabuk Geçer Şair Olana

 

Kaan İnce

2 Şubat 1970 yılında Ankara da doğan Kaan İnce. İlk orta ve lise öğrenimini Ankara’da tamamladı. Küçük yaştan itibaren şiir yazmaya başladı ve ilk şiirlerini 1986 yılında yazdı.

1988-1989 öğretim yılında Üniversite hazırlık için gittiği kurslarda ki Türkçe öğretmeni olan Nizamettin Uğur’ la tanıştı. Hocasının onu cesaretlendirmesiyle şiire olan tutkusu giderek arttı.

Üniversiteye hazırlık için gittiği bu kursta tanışmış olduğu Nizamettin Uğur onun şiirle olan ilişkisinde çok büyük bir dönüm noktası oldu.

Kaan İnce ’nin yayımlanan ilk şiiri 1991 yılında Milliyet Sanat’ın Genç Şairler köşesinde yer almış olan Deyişler – 1 şiiriydi.

Şiirleri Türk Dili, Varlık, Yazılı Günler, Damar gibi dergilerde de yayımlandı ve 1992 yılında Yaşar Nabi Nayır genç yetenek ödüllerinde“ dikkate değer ”  olarak bulundu.

Gizdüşüm ( Gece, Ölüm, Hüzün ve Sevda şiirleri) adlı şiir dosyasını Bilgi Yayınevine gönderdi. Yayınevinden olumsuz yanıt alınca dosyayı 1992’i Ağustos’unda İstanbul’a gelerek başka bir yayınevine teslim etti.

11 Ağustos 1992’ de henüz 22 yaşındayken İstanbul Kadıköy’de yaşamına son verdi.

Onu en iyi tanıyanlardan biri olan Nizamettin Uğur genç yaşta hayatına son veren şair ile ilgili hatırasını aktaralım ve diğer bazı ünlü edebiyat isimleri şair hakkında neler demiş ona bakalım.

Ankara’nın Sakarya semtinde ki bir dershane de 1989-1990 döneminde öğrencim olan Kaan İnce, bir ders arasında elinde şiirle yaklaşmıştı yanıma. Aldım uzattığı kağıtları şöyle bir baktım; kırık dökük karışık, kopuk kopuk sözler. İçimden hiç gelmedi olumlu bir şeyler söylemek o gün bunlarla mı uğraşacağım diye geçirdim içimden. Bir iki dizeyi gösterip “Böyle yazmaya çalış diğerleri kötü” dedim. Biraz sert davranmıştım aradan iki ay geçti yine geldi Kaan. Şaşırtıcı bir gelişme göstermişti.”

 

Küçük İskender genç şaire şöyle seslenir.

“Bağışla medyaları, bağışla holdingleri, onları bağışla beni de bağışla Kaan.”

 

Metin Üstündağ ise kalbine dokunan şu dizelerle hayıflanır bu kısa ömre;

Kaan İnce 22 yıla sığdırılmış gizli bir hayat.

“Yataksız bir liman yüreğim

Serçelerde gözlerimin buğusu.”

 

Nurgül Özlü ise Kaan İnce için “Melankolinin Oğlu” demektedir.

 

Aramızdan Erken Ayrılan Şairler - Kaan İnce

Genç Yaşta Ölen Şair – Kaan İnce Kimdir ? | Aramızdan Erken Ayrılan Şairler

 

Mermer bir kayıkla geri döndük
diğer yarısına acının,
usulca çekildi deniz,
son bulduk, yenildik.

Artık yataksız bir liman yüreğim, soğuk ve loş. Kırık
düşlerim. Serçelerde gözlerimin buğusu. Buruk içim.

Böylesi bir yenilgiyi beklemediğim için
sabahın en serin ucunda bağıran ben
intihar edecekmiş gibi sıkılıyorum
düşük boynuma asılı sonbaharı.

Kaan İnce’ nin Mektup Şiirinden.

Kaynak :  kaanince.com

                     veyayinevi.com

 

 

 Nilgün Marmara

13 Şubat 1958 yılında İstanbul’da doğan şair Nilgün Marmara. İlkokulu Kadıköy’de Gazi Mustafa Paşa İlkokulunda bitirdi. Daha sonra Kadıköy Maarif Kolejine devam etti.

Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümünden “Sylvia Plath Şiiri Üzerine Bir Çözümleme” adlı teziyle üniversiteden mezun oldu.

Bu tez Nilgün Marmara ’nın geri kalan hayatını çok yoğun biçimde etkiledi. Hatta Sylvia Plath ve onun melankolisi onu o kadar etkiledi ki bu etki iki şairin yazgısını birleştirdi.

Düş gücü ve gerçek arasında bir salıncakta sallanan şiirleri “Şiir Atı” ve “Sombahar” dergilerinde yayımlandı.

1982 yılında Kağan Önal ile evlendi.

Nilgün Marmara’nın Kızıltoprak’taki evi artık şairlerin uğrak yeri olmuştu. Ece Ayhan, Cemal Süreya, Edip Cansever, Tomris Uyar, İlhan Berk, Cezmi Ersöz, Orhan Alkaya, Küçük İskender gibi birçok edebiyatçı ev toplantılarında bir araya geldi.

 

İlginizi Çekebilir: İkinci Yeni Akımı ve Şairleri

 

Pazar günleri “but partisi” yapılırdı; fırında tavuk budu yapmalarından dolayı partilerine bu ismi vermişlerdi.

Nilgün Marmara bu günlerde şarkı söylerdi, caz şarkıcılarına benzeyen sesi Cemal Süreya ’nın dikkatini çekti. Cemal Süreya, Amerikalı yazar F. Scott Fitzgerald’ın “ele avuca sığmayan” karısı Zelda’ya benzetti onu. Adı “Çılgın Zelda” olarak kaldı.

1977-1987 yılları arasında yazdığı şiirler “Daktiloya Çekilmiş Şiirler” adıyla yayımlandı.

Hayatı boyunca aldığı notlar Gülseli İnal tarafından bir araya getirilerek “Kırmızı Kahverengi Defter” adıyla yayımlandı.

Nilgün Marmara 13 Ekim 1987 tarihinde henüz 29 yaşındayken beşinci kattaki evinin penceresinden atlayarak hayatına son verdi.

 

 

Nilgün Marmara - Aramızdan Erken Ayrılan Şairler

Genç Yaşta Ölen Kadın Şairimiz – Nilgün Marmara | Aramızdan Erken Ayrılan Şairler

 

Kuğu Ezgisi

kuğuların ölüm öncesi ezgileri şiirlerim,
yalpalayan hayatımın kara çarşaflı
bekçi gizleri.

ne zamandır ertelediğim her acı,
çıt çıkarıyor artık, başlıyor yeni bir ezgi,
-bu şiir –
sendelerken yaşamım ve bilinmez yönlerim,
dost kalmak zorunda bana ve
sizlere!

çünkü saldırgan olandan kopmuştur o,
uykusunu bölen derin arzudan.
büyüsünü bir içtenlikten alırsa
kendi saf şiddetini yaşar artık,
-bu şiir –
kuramadığım güzelliklerin sessiz görünümü,
ulaşılamayanın boyun eğen yansısı,
sevda ile seslenir sizlere

 

 

İlhami Çiçek

1954 yılında Erzurum’un Oltu ilçesinde dünyaya gelen İlhami Çiçek ilk ve ortaokulu bu ilçede tamamlar. Beş çocuklu bir ailenin en büyük çocuğudur.

İlhami Çiçek orta okuldayken şiire ilgi duymaya başlar ve ortaokulda yapılan bir şiir okuma yarışmasında Faruk Nafiz Çamlıbel’in Çoban Çeşmesi isimli şiirini okuyarak ikinci oldu.

Lise yıllarında ise Adımlar dergisinin yapmış olduğu şiir yarışmasına  Otel Odası şiiri ile katılır ve bu şiir ile yarışmada birincilik kazanmayı başardı.

1975 yılında Erzurum Atatürk Üniversitesi Edebiyat Bölümüne kaydolur. Öğrenimi sırasında Divan Edebiyatı, Halk Edebiyatı, Tasavvuf Edebiyatı alanlarında yaptığı çalışmalar çeşitli yerel gazete ve dergilerde yayımlandı.

Fakülteden mezun olduktan sonra Kırıkkale lisesine edebiyat öğretmeni olarak atandı. Gittiği lisede ki Fransızca Öğretmeni Cahit Yeşilyurt aracılığıyla Nuri Pakdil’in yönettiği Edebiyat Dergisi’nde verdiği eserler yayımlamaya başladı.

1979 – 1983 yılları arasında özellikle “Satranç Dersleri” adlı sekiz bölümden oluşan şiir dizisiyle adından söz ettirdi. Bu yıllar arasında da kendisine iyice edebiyata veren şair iyiden iyiye rahatsızlanmaya başlamıştı.

1981 yılında kendisi gibi öğretmen olan Hamiyet Hanımla evlenmişti.

1983 yılının Mart ayında kısa dönem askerlik görevi için Tokat’ a giden İlhami Çiçek’in askerlik yaptığı sırada nörolojik rahatsızlıkları tavan yaptı ve Mevkii Hastanesi’ne sevk edildi kısa bir süre gözetim altında kaldıktan sonra birliğine geri döndü ve 14 Haziran 1983 yılında vefat etti.

İlhami Çiçek yakın çevresi tarafından çocukluğunda beri sessiz ve hüzünlü biri olarak tanımlanmaktaydı. Bu çekingen hal belki de çocuk ve gençliğinde yaşadığı travmaların getirdiği bir haldi.

Henüz yedi yaşında iken kardeşiyle oynadığı, samanlığın damından düşerek bir gün boyunca baygın yatmıştı. Lise yıllarında sol görüşlü olduğu düşünülen İlhami Çiçek karşıt görüşlü öğrenciler tarafından saldırıya uğramış ve feci şekilde dövülmüştü.

İlhami Çiçek ‘in geçirdiği nörolojik rahatsızlığın ne olduğu tam bilinmese de nöbetler halinde geldiği ve geldiğinde şairin etrafındaki kişileri tanımama – hatırlamama boyutlarında olduğu bilinmektedir.

Cenazesinde Nuri Pakdil, İlhami Çiçek için “Bugün bir şiir sandığını toprağa gömüyoruz” demiştir.

 

İlhami Çiçek -Aramızdan Erken Ayrılan Şairler

Genç Yaşta Ölen Şairlerimizden İlhami Çiçek

 

Satranç Dersleri II

o mağrur gemiler ki açıklarda
güneşin şanla her akşam ufala ufala battığı
suların kabarıp taşarak savrulduğu oradan
kesik bir insan başı gibi taşra düşüp
helâk oldular

ün geldi ey iskender
çok acaip gördün ömrün tükendi
geri dön
ürktü
ki endişe
dünyadandır ve hayal hiçtir
sözü onun
…avda
yine geri dön bu son
yoksa öleceksin gurbette
dedi ses ve işitip ağladı
o koca iskender ki
tuhaf matlar yapardı
mat oldu olağan biçimde

 

İlginizi Çekebilir: 36 yaşında iken aramızdan ayrılan Orhan Veli Kimdir? Hayatına ve şiirlerine göz atmak ister misiniz?

 

Didem Madak

‘Aramızdan Erken Ayrılan Şairler’ dosyasına çok hüzünlü bir hikayeyle devam ediyoruz.

Didem Madak, 8 Nisan 1970’de İzmir’de doğdu. Çocukluğu Türkiye’nin siyasal olarak çalkantılı bir dönemine geldiği için çok zor geçti. Yetmezmiş gibi henüz 13 yaşındayken annesini kaybetti. Beyin kanseri olan annesi öldüğünde 38 yaşındaydı.

Annesinin ölümünden kısa süre sonra babası ikinci kez evlendi ve bu da Didem Madak ’la babasının arasının iyiden iyiye açılmasına neden oldu.

Ölen annesinin kardeşine ve ona bıraktığı büyük mirası teyzesi ulaştırdı; bir şiir defteri ve Varlık Dergisi koleksiyonuydu. Didem Madak ’ı şiire başlatan bu miras olmuştu.

Didem Madak 9 Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesine başladı ve biraz da evde bulunan üvey annesinden ve arasının soğuk olduğu babasından kaçış yolu olarak gördüğü için belki de daha birinci sınıftayken evlendi ve okulu bıraktı.

Fakat bu evlilik çok uzun sürmedi ve kısa zamanda boşandı. Boşandıktan sonra Didem Madak çok zor günler geçirdi. Geçimini sağlamak için çeşitli işlerde çalıştı. Bir yandan da şiir yazmaya devam ediyordu. Bu buhranlı dönemlerinde tam üç yıl boyunca ortadan kayboldu. Sadece ara sıra kardeşi Işıl ’a uğruyordu.

Hatta gidişlerinden birinde kardeşi Işıl’ı gerçekten çok şaşırtmıştı. Didem Madak kardeşinin karşısına, kapanmış olarak çıkmıştı. Şair bu durumu;  ‘Kadınlık kimliğimden sıyrılmak istedim’ diye açıklamıştı kardeşine.

Kardeşi Işıl Madak: “Çok umutsuzdu. Kapanarak bu durumdan bir çıkış yolu bulacağını umdu. Ablam o dönemden inanarak kurtuldu. Yoksa kayıp gidecekti. Hukuk Fakültesi’ni de bu dönemde bitirebildi.”

Bu dönemde kardeşi Işıl ‘İnkilap Kitapevi 2000 Şiir ödülü yarışmasından bahsetti. Fakat Didem Madak ilgilenmedi yarışmayla bunun üzerine kardeşi şiirlerini bir dosya haline getirerek yarışmaya onun adına katıldı ve yarışmanın kazananı ‘ Grapon Kağıtları’ dosyası olarak açıklandı.

Ödülünü almak için İstanbul’a gelen Madak artık örtüsünü çıkarmıştı. Bu onun için kadın kimliğine geri dönüş demekti.

Didem Madak İstanbul’da yaşamaya başladı ve Timur Bey ile hayatını birleştirdi ve üç yıl sonra Füsun adında bir evlat sahibi oldu.

Gel gör ki Didem Madak’ ta annesiyle aynı kaderi yaşadı. 24 Temmuz 2011’ de yani 41 yaşındayken kolon kanserine yenik düşüp aramızdan ayrıldı.

 

Didem Madak’ın arkadaşı aracılığıyla kızına gönderdiği bir mektup.

‘’Canım Kızım Sana mektup yazacağım. Çünkü artık başka bir şey yazamıyorum. Bu konuda pek de dertli değilim doğrusunu istersen. Sen bana belki bugüne kadar yazdığımdan başka türlü bir yazı yazmayı öğretirsin. Kendimi bir sonbahar ağacı gibi hissediyorum. Mutlu bir sonbahar ağacıyım ben. Yere düşen yapraklarımı eğilip topluyorum. Saçıma tutuyorum. Bakın yakışmış mı diye soruyorum. Sonra yaprakları havaya savuruyorum. Ben iki kişilik bir kabilenin me isimli kölesiyim. Çünkü sen acıktığında me diye ağlıyorsun ve bu ismimi seviyorum reis! Canım kızım, cehaletimden şair oldum…

Annesizlikten.

Sen sakın şair olma!”

Genç Yaşta Ölen Kadın Şairimiz Didem Madak

 

Samson Ve Dalila

Heceleme beni artık Allah’ım
Bırak okunaksız kalayım
Kaderimin hepsi pek iyi olmasın varsın
Bak, ömrüm eriyor işte
Çocukluk fotoğrafımdaki kardan adam gibi yanı başımda
Bak, ilkokul talebesi kalbimden
Yine karne parası istiyorlar
Bir gecekonduda oturuyor kalbim oysa
Yağmur yağdıkça
Bir gecekondunun damı gibi içine doğru ağlıyor

 

Bu dünyadan belki erken ayrıldınız ama çok insanın ruhunu beslemeye devam ediyor mısralarınız. Bıraktığınız bu dize dize miras başımızın tacıdır. Dünyaya iz bırakmak hele ki bunu mısralarla yapmak kolay iş değildir vesselam…

 

İşten, okuldan arta kalan kıt zamanınızda, sosyal medyada gezinen gerekli, gereksiz bu kadar popüler kültür malzemesi arasında sanat, felsefe ve edebiyata zaman ayırıp bu yazıyı okuduğunuz için sizi ayakta alkışlıyor ve teşekkür ediyorum.

Hürmetler. Esenlikler dilerim.

 

3 Comments

  1. Şükrü
      • Şükrü

Reply

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.