Ortaçağ Felsefesi

Avrupa tarihinin en karanlık dönemi olarak adlandırılan Ortaçağda; felsefe, sanat ve bilim alanında neden dişe dokunur bir gelişme yaşanmadı? Ortaçağ Avrupa’sında felsefenin bir gelişme gösterememesi, o çağda dinin ve dere beyliklerin nefes aldırmayan baskısı sorumlu tutulabilir. Gerçekten tüm Avrupa ortaçağda tümüyle bilimden, sanattan ve felsefeden uzak mı kalmıştı? Ortaçağ Felsefesi ‘nin ana konusu nedir? Ortaçağ Felsefesi diye adlandırılan dönem ne zaman başlamıştır?

 

 

Ortaçağın Genel Özellikleri ve Ortaçağ Felsefesi

 

Antik Yunan Felsefesinin Amacı

Antik Yunan felsefesi sadece bilgi sorunuyla ilgilenmemişti.

Felsefeyi ahlaktan siyasete uzanan geniş bir yelpaze içinde ele almışlardı. İnsanın dünyadaki yeri, insan olmanın ne anlama geldiği gibi soruları tartışmaya açmış ve bunlara tatmin edici yanıtlar aramışlardır.

Temel özelliği özgür düşünce içinde doğruları aramak olan Antik Yunan felsefesi nasıl son buldu?

Hristiyanlığı yeni yayılmaya ve egemen olmaya başladığı dönemde en çok korkutan şey, pagan anlayışın Hristiyanlığın içine sızma ihtimalidir.

Bu sebepten birçok filozof ve din adamı öldürülmüştür. Bu süreç İmparator Justinianus ‘un 529 yılında Atina Okulunu kapatmasına kadar sürmüştür.

 

İlginizi Çekebilir: Tarihte bilinen ilk felsefe okulu: İyonya (Miletos) Okulu 

 

Temel özelliği özgür düşünce içinde doğruları aramak olan Antik Yunan felsefesi, İmparator Justininaus’un bu kararıyla son bulmuştur. Bu andan sonra Ortaçağ Felsefesi denen dönemin başladığı kabul edilir. Bu dönemde felsefe, dinbilim (teoloji)  ile eş anlamlı hale gelir.

 

Ortaçağ Felsefesi

Ortaçağ Felsefesi

 

 

Ortaçağ ‘ın Genel Özellikleri

Ortaçağ Felsefesi ‘ni iyi anlayabilmek için, hiç şüphesiz Ortaçağ ‘ı siyasal ve sosyal açıdan çok iyi değerlendirmek gerekir.

Bu dönemde Hristiyanlık tüm Avrupa’da etkisini çok yoğun bir biçimde gösterdi. Akdenizdeki birlik, siyasal birliğin dağılmasıyla ortadan kalkmıştır. Önemli kentlerin yıkımı gerçekleşti, kültür merkezleri ortadan kalktı.

İlk bakışta Ortaçağ her ne kadar verimsiz bir çağ gibi görünse de, her dönem olduğu gibi kendine has bir önem taşımaktadır.

Pagan dinleri gerçekçi bir çizgide bu dünyaya yaklaşmıştı. Hristiyanlık ise bu dünyanın değersiz olduğunu ve gerçeğin buradan aşkın olan bir dünya olduğunu söylüyordu.

Çağları birbirinden ayıran toplumsal ve iktisadi düzeydeki değişiklikler ve bu değişimlerin kültür alanını etkilemesidir.

Ortaçağ kültürün bittiği, sanatın tümüyle hiçe indirgendiği, felsefenin tükendiği bir çağ olduğunu söylemek pek doğru olmaz.Bütün bu uğraşlar ciddi ölçüde azalmakla beraber yön değiştirerek devam etmiştir. Yönü doğal olarak dini alana kaymıştır.

Ortaçağ’ın Hristiyan felsefesi felsefe olmaktan çok dinbilim özelliği gösterir. Bu çaba Hristiyanlığını kendini doğrulamak için felsefi bir temele gereksinim duymasından kaynaklıdır.

Ortaçağ’ın Hristiyan felsefesi Yunan – Latin dünyasıyla modern dünya arasında bir geçiş, adeta bir köprü görevi görmüştür. Bu çağda din her şeye egemendi.

 

Ortaçağ Felsefesi

Ortaçağın Genel Özellikleri ve Ortaçağ Felsefesi

 

 

Hristiyanlığın Doğuşu ve İsa

Hristiyanlık Tiberus zamanında Filistin’de ortaya çıkmıştır. İsa Tanrı sevgisini ve insan sevgini arılığı ve adaleti öne çıkardı. İsa’nın öğretisine göre iyiler sonsuz cennetle ödüllendirlecek, kötüler ise sonsuz bir şekilde cezalandırılacaktı.

İsa çarmağa gerildikten sonra, İsa’nın etrafında toplanmış olan havarileri Roma İmparatorluğu’nun dört bir yanına yayılarak İsa’nın dinini yaymaya başladılar.

Dinin özelliklerinden mütevellit, beklendiği gibi din önce alt tabakalar tarafından benimsendi. Dini ilk benimseyip, kabul edenler köleler, azatlılar, kırsal alandaki işçiler oldu.

Çökmekte olan Roma İmparatorluğu’nun hemen her yerinde Hristiyanlık benimsenmiş durumdaydı. Kendi içinde yer alan tartışmaları zaman içinde aşan Hristiyanlık, kiliseler aracılığıyla örgütlendi. kurulan piskoposluklar insanla Tanrı arasında ki ilişkileri düzenleme görevini kendi üzerine aldı ve bu görevi üstlenmeye yeltenen herkesi çok ağır cezalandırdı.

 

Ortaçağ Felsefesi

Ortaçağ Felsefesi

 

 

Soyut Düşünce, Sonsuz Dünya

Çok tanrılı inanıştan tek tanrılı inanışa geçiş yapıldı. Tabi ki bu bu cümlenin yazılması kadar kolay olmadı. Çok uzun bir süreç içerisinde gerçekleşti. Tek tanrıya inanmak ve bu dünya dışında başka bir dünya için çalışmak kaçınılmaz olarak soyut düşünme yeteneğini gerektiriyordu. Ama en soyuta ulaşmak her şeye ulaşmak anlamına gelmiyordu.

Hristiyanlık dini katı kuralları ile bilinen Yahudiliği hafifletme amacı güdmüştür. İçsel bir bakışı etkin kılmaya çalışmıştır. Bu da dinsel düzeyde “Eski Ahit’ten” ” Yeni Ahit’e” geçiş manası taşımaktadır.

Hristiyan inancı M.S II. Yüzyıl ile IV yüzyıl arasında kilise babaları şekillendirir. Bu döneme “Patristik” dönem adı verilir. Yeni Platoncu bir tavır izleyerek felsefeye yakın olmayan kültür dünyasına bu dinin temellerini kurmaya çalışırlar.

 

Ortaçağ ve Felsefe

 

 

Kaçınılmaz Son Engizisyon

Din gelişip yerleştikçe çok da uzun olmayan bir zaman içinde hoşgörüsüzlükle belirgin bir baskı düzenine dönüştü.

Sapkın“ları cezalandırmak için Engizisyon adıyla din mahkemeleri kuruldu. Tanrı ile birey arasına giren kilise, inananlar için belirleyici bir kurum oldu. Bu baskı bir paradigma doğurdu. Baskının pagan inançları geri getireceğinden korkan kilise baskıyı giderek arttırdı.

 

Ortaçağda Engizisyon Mahkemeleri

 

Tabi ki Ortaçağ’da Hristiyanlık açısından çok büyük fikir insanları mevcuttu bunlardan biri belki de en önemlisi Aziz Augustinus‘tu ama bu başka bir yazının konusu olarak yazılmayı bekliyor.

Avrupada tüm bunlar olurken Doğu ve İslam Dünyası altın çağını yaşıyordu. Felsefe ve bilim son derece önemseniyordu. Bu konu hakkında bilgi almak için İslam Filozofları yazımızı okuyabilirsiniz.

 

Yorum Yapmak İster Misiniz?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.