Arthur Schopenhauer Kimdir?

Filozof Arthur Schopenhauer, 1788 yılında Danzig‘de doğdu. 1860 yılında Frankfurt Main‘de hayatını kaybetti. Hiçbir felsefe okuluna bağlı olmadığını dile getirse de Arthur Schopenhauer’ın, Kant‘ın, Fichte‘in ve Hint felsefesinin etkisinde kaldığı aşikardır.

Bu etki altında oluşturduğu felsefesi, bu etkinin karamsar bir bakış açısından yorumlanması olduğunu söylemek mümkündür.

Bu kötümser denecek felsefe eleştirisinin yanında, Hegel eleştirisiyle de tanınmaktadır.

 

Arthur Schopenhauer Kimdir?

Arthur Schopenhauer Kimdir? | Arthur Schopenhauer’ın Hayatı ve Felsefesi

 

 

Arthur Schopenhauer’ın Hayatı ve Felsefesi

 

Arthur Schopenhauer‘ın dünyaya geldiği tarihlerde Danzig görece özgür bir kentti. Arthur Schopenhauer da bu özgürlük havası içinde yetişti.

Özgürlükçü bir ticaret adamı olan babasının hayatına intihar ile son verdiği düşünülmektedir.

Babası, Arthur Schopenhauer’in en iyi şekilde eğitim alabilmesi için koşulları zorlamıştı. İsmini koyarken bile dikkatli davranmıştı. “Arthur” bütün batı dillerinde kullanılan bir isimdir.

Arthur Schopenhauer’ın babası oğlunun bir dünya yurttaşı olarak yetiştirmeyi amaçlayacak kadar özgür düşünceli ve ileri görüşlü bir insandı.

Göttingen’de tıp eğitimi gören Arthur Schopenhauer daha sonra Berlin’de Fichte‘nin derslerini izledi. Hayatındaki en heyecanlı ve dönüm noktası sayılacak olaylardan biri Goethe ile tanışması oldu. O zamanlar ünlü bir romancı olan annesi Weimar‘a yerleşmişti, bu durum genç düşünüre Goethe ile yakınlık kurma fırsatı verdi.

Tam bu dönemde bir doğu kültürü araştırmacısı ona Hintlilerin kutsal kitabı olan “Upanişadlar”ı verdi. Böylece Arthur Schopenhauer zaten ilgi duyduğu doğu kültürüyle de derinlemesine ilgilenir oldu.

Bu arada Arthur Schopenhauer İtalya’ya çeşitli seyahatler gerçekleştirdi.

1820 yılında Berlin Üniversitesinde doçent oldu.

Yaptığı çalışmalar ve çeşitli seyahatlerden sonra 1831 yılında üniversiteyle bağlarını kopardı. 1833 yılında Frankfurt’da evine çekildi ve bu yıldan sonra deyim yerindeyse münzevi bir hayat yaşadı.

Hemen bütün filozofları acımasızca eleştiren Arthur Schopenhauer, Immanuel Kant‘a hayrandı.

Ona göre insanlar Kant’tan önce kördüler Kant felsefesiyle onların gözünü açtı.

 

 

Acının Doğal Tarihi

Arthur Schopenhaue’ın belli bir sıralamaya konamayacak ve edebiyata yakın olan felsefesinde Fichte‘nin derin izlerini yakalamak mümkündür.

Arthur Schopenhauer ‘ın “Dünya benim sunumumdur” düsturuna dayanan düşünceleri Fichte’nin düşüncelerinin bir güncellenmiş halidir demek yanlış olmaz. Buna göre dünya özneyi ve nesneyi içerir ve kör ve saçma bir istemen’in ürünüdür.

Bu yönden onun felsefesini “istemcilik” diye belirleyebiliriz.

Arthur Schopenhauer’a göre şeyler görünür olmuş istemden başka bir şey değildir. Bu şeylerin gözlemi bize her şeyin kökeninde bulunan “Tek İstemi” bulduracaktır.

Arthur Schopenhauer ‘a göre yaşam acıdan ve kötülükten oluşmuştur. Onu acının doğal tarihi diye tanımlayabiliriz. 

Acıyı insanın yetkinleşmesinde olumlu bir etken saymak yerinde bir harekettir. Bu cümleye istinaden hazzın olumsuz bir etken olduğunu söylemekte mümkündür. Hazzı sağlayan şey ihtiyaçların giderilmesidir. İhtiyaç acı veren şeydir. Bir ihtiyacı karşıladığımızda başka bir ihtiyacın ortaya çıkışını ve bu yeni doğan ihtiyacın bize acı verdiğini görürüz.

Buna göre acıyı yaşamın temel unsuru olarak görmek doğru olur. Bu durumda iyimser olmak olası değildir. Kişi gerçek yaşamı (hapishaneleri, hastaneleri, savaş alanlarını) incelediğinde umutlu olması mümkün değildir. Bütün bu acılara dayanmak için ne yapabiliriz peki? Arthur Schopenhauer ‘a göre “kendimizi aşk yalanıyla” kandırabiliriz.

 

 

Arthur Schopenhauer‘ın Sanat ve Ahlak Anlayışı

Kurtuluş yollarından biri sanatsa diğeri de ahlaktır.

Sanat insanı şeyler dünyasından koparır, gereksinimlerin baskısından korur, arzuyu ve korkuyu onunla yenebiliriz. Sanatla biz bir anlamda zamanın dışına çıkarız.

 

Ressam Ludwig Sigismund Ruhl tarafından yapılan Arthur Schopenhauer portresi - 1815

Ressam Ludwig Sigismund Ruhl tarafından yapılan Arthur Schopenhauer portresi – 1815

 

Eylemin ve acının dışına çıkmaktaki en büyük yardımcımız müziktir. Müzikle biz kaba gerçeklikten çıkar bize çok uzak görünün derin gerçekliği yaklaşırız. Bu yüzden müziği kurtarıcı sanat olarak adlandırmamız mümkündür.

Sanatın da bu gerçekliğe ulaşmakta eksik bir yanı vardır: Bizi dünyadan geçici olarak koparması. Kalıcı kopuşu ahlakla sağlayabiliriz. Ahlakın temelinde acıma duygusu vardır ya da en azından olmalıdır. Ahlak sayesinde insan “ben“le ben olmayan arasında ki engelleri kaldırır. Bencillik duygularını yok eder.

Acıma duygusu bizi başkalarının duygularını anlamaya ve o acılar sanki bizim acımızmış gibi kavramaya yönlendirir.

Böylece bütün bir dünyanın acılarından kendimizi sorumlu tutmaya yönlendirir. İşte bu noktada mutlak çilecilik yolunda bir dinginliğe ulaşırız. Çileli bir erdemlilikle insan dingin bir ruha, yani Hint felsefesindeki “Nirvana” ya ulaşabilir.

 

 

Arthur Schopenhauer Etkisi

Arthur Schopenhauer‘ın etkilenme ve etki ettiği alan oldukça geniştir.

Kötümser bir tutum sergilemesinde elbetteki doğu dinlerinin etkisi üst seviyededir. Buddhacılar en büyük kötülük kaynağının arzu olduğunu düşünürler. Arthur Schopenhauer bu görüşleriyle kendisinden yaklaşık elli yıl sonra dünyaya gelecek olan Friedrich Nietzsch‘yi derinden etkilemiştir.

 

Filozof Arthur Schopenhauer

 

Friedrich Nietzsche de Arthur Schopenhauer gibi zengin bir üslup sergilemektedir. İki filozofta felsefi düşüncelerini edebiyatla birleştirme konusunda oldukça mahirdir. Arthur Schopenhauer’ın edebi üslubu çağdaşlarına göre oldukça anlaşılır ve berraktır.

Arthur Schopenhauer’ın kendisini takip eden felsefeciler üzerinde etkisi büyüktür. Bu etki bazen onun felsefesi yolunda yürürken, kimi filozoflar onun felsfesini reddederek bu etki alanına girmişlerdir. Felsefesi sanatı da etkilemiştir.

Özellikle bu etki Richard Wagner‘in sanatında çok belirgindir.

 

 

Yorum Yapmak İster Misiniz?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.