Karl Marx ‘ın Hayatı ve Felsefesi

Dünyanın tüm işçileri birleşin! Karl Marx ‘ın mezar taşına da kazınmış olan bu sloganı daha önce hiç duymuş muydunuz? Bu slogan ayrıca Sovyetler Birliği (SSCB) zamanında devletin resmi sloganı olarak da kullanılmıştır. Şimdi ise bu slogandan yola çıkarak Karl Marx ‘ın hayatını ve felsefesini incelemeye çalışacağız.

 

Workers of all lands unite - Dünyanın tüm işçileri birleşin. | Karl Marx

Karl Marx ‘ın mezar taşında yazılı olan slogan “Workers of all lands unite” – Dünyanın tüm işçileri birleşin! | Karl Marx Kimdir?

 

 

Karl Marx Kimdir?

Karl Marx ‘ın Hayatı ve Felsefesi

 

Karl Marx ve Hegel Etkisi

Bu dönemde ortaya çıkan temelinde bilim olan, toplumsal felsefelerin en önemlisi elbette Karl Marx ’ın özellikle iktisat bilimine, tarihe ve toplumbilime büyük ağırlık veren ve o yüzyılda yaşayan insanları olduğu kadar sonraki kuşakları da çokça etkilemiş olan felsefesidir.

Hem ortaya çıktığı zamanda da hem daha sonra sayısız eleştirilere uğramıştır. Bunun yanında ortaya çıktığı andan itibaren, büyük bir okuyucu kitlesi edinmenin ötesinde; büyük kitlelerce benimsenmiş ve sol siyasetin temel dayanağı sayılmış olan bu felsefe bugün de etkisini sürdürmektedir.

Marx ‘ın bu felsefi görüşlerinin bütün diğer felsefeler gibi değişik kaynaklardan hatta kendisine uzak görüşlerden beslenmiş bir felsefe olduğu tartışma götürmez bir gerçektir.

Marx felsefesi biraz da yöntem ortaklığı nedeniyle Hegel’in felsefesiyle birlikte anılır. Bununla birlikte iki felsefenin birini öbüründen doğmuş gibi görmek her zaman yanlışa düşmek olur.

 

Karl Marx Felsefesi

Georg Wilhelm Friedrich Hegel

 

Yine de Marx’ın felsefesinde şu ya da bu anlamda Hegel vardır. Bütün felsefeler öncülerinin renklerini taşırlar. Ancak Marx’ın felsefesini özellikle Hegel felsefesinin düşünme yöntemini kullanması, Marx’ın felsefesini bir tür Hegel’cilik olarak görmeyi mümkün kılmaz.

Karl Marx, Hegel’ciliği her şeyiyle benimseyerek felsefesini kurmadığı gibi ona çeşitli eleştiriler de yöneltmiştir. Her iki felsefe özü gereği birbirine ters düşerler.

Hegel’in belirgin ülkücülüğüyle Marx’ın maddeciliği yan yana düşünüldüklerinde tam bir karşıtlık ortaya koyar. Gene de Hegel’in ve daha genel anlamda Alman ülkücülüğünün izlerini Marx’da eser miktarda da olsa görmek olasıdır.

 

 

Marx’ı Etkileyen Düşünceler

Hegel felsefesiyle birçok düşünür etkilendi. Hegel felsefesi ardıllarınca daha çok siyasal bir yoruma tutuldu ve sağcı Hegel’ciler solcu Hegel’cilerden ayrıldılar.

Sağcı düşünürlerin başında Halle’de ve Königsberg’de dersler vermiş olan, felsefe tarihçisi Karl Rosenkranz (1805-1879) vardır.

Solcular, Hegel düşüncesini daha çok yöntem açısından benimsediler. Bunların başında elbette Hegel eleştiricisi Ludwig Feuerbach vardır. Bunlardan biri de David Friedrich Strauss’dur .

Hegel’ in öğrencilerinden Strauss, Tübingen’de öğrenim görmüş ve bu üniversitede profesör olmuştu.

1835’de Das Leben Jesu (İsa’nın yaşamı) adlı bir kitap yayımladı, bu kitapta İsa ’yı bir masal kişisi olarak gösterdi, bu yüzden işinden atıldı. Ayrıca dogmaların tarihsel eleştirisini yapmakla tenkit edildi. Bu olaydan sonra hristiyanlıkla bağlantısını kopardı.

Marx üzerinde büyük etkisi olan düşünürlerden biri de iktisatçı David Ricardo ’dur (1772-1823). Hollanda’dan İngiltere’ye göçmüş bir yahudi bankacı ailesinin çocuğu olan Ricardo bir süre ailesi için çalışmış sonra bütün yakınlarıyla bağları kopararak kendi adına simsarlık yapmış ve büyük paralar kazanmıştı.

Zamanının bütün iktisatçılarıyla iyi ilişkiler kuran bu ilginç kişilik 1813’de Avam Kamarasına girdi. Yapıtlarının en önemlisi Principles of Political Economy and Taxation‘ dır (Toplumsal İktisadın ve Verginin İlkeleri)

“Toplumu toprak sahipleri, sermayeciler ve işçiler olmak üzere üç sınıfa ayıran Ricardo malların değerini onların üretimi için gerekli emeğin niceliğiyle açıkladı ve bu yasanın yalnız toplumun ilkel dönemleri için değil şimdiki zamanlar için de geçerli olduğunu bildirdi.”

Ricardo her türlü müdahalenin iktisadi yaşam için öldürücü olduğunu düşünüyordu.

 

 

Karl Marx’ın Hayatı

Karl Marx, 1818 ’de Trier’de doğdu.

Babası sonradan Protestan olmuş aslen Yahudi bir avukattı. Karl Marx 1830’da Trier’de lise öğrenimine başladı.

1835’de babasının isteğiyle hukuk okumak için Bonn üniversitesine yazıldı, yine babasının isteğiyle öğrenimini 1837’den sonra Berlin’de sürdürdü Hegel’ in yapıtlarını okuyan ve yorumlayan bir toplulukla yakınlık kurdu. Bu solcu Hegel’cilerin önderi Bruno Bauer’di.

 

Marx ve eşi Jenny ile birlikte | Karl Marx Kimdir?

 

Bu topluluğun üyeleri siyasal kurtuluşun ancak, bilinçli hale geldiğinde gerçekleşebileceğine inanıyorlardı.

Karl Marx 1842’de Bonn’a döndü ve özgürlükçülerin Köln’de kurmuş olduğu Rheinische Zeitung ’un yazı topluluğuna katıldı.

Yazı kurulu onu başyazarlığa getirdi.

Çok geçmeden bu gazetenin yayınına son verildi. Marx 1842’de Engels’le (1820-1895) tanıştı.

1843 yılının Ekim ayında Paris’e gitti.

1844 yılının Şubat ayında Deutsch-Französische Jahrbücher’i (Alman-Fransız Yıllıkları) çıkarmaya başladı.

1845 ’de Paris’ten sınır dışı edilince Brüksel’e yerleşti, orada 1847’de Engels’le Mang’fést der Kommunistischen Partei’l (Komünist Parti Bildirisini) kaleme aldı. Sonra Londra’ya geçti, orada Engels’in dostluğuna ve yardımına rağmen ailesiyle birlikte güç günler yaşadı.

1864’de İşçi Enternasyonali’ni topladı. Sağlığı için yolculuklara çıktı ama bir akciğer hastalığından kurtulamayarak 1883 yılında Londra’da dünyaya gözlerini kapadı.

 

 

Karl Marx’ın Başlıca Eserleri

Marx’ın başlıca yapıtları şunlardır:

  • Dle heillge Famme (Kutsal Aile) (1845)
  • Deutsche Ideologie (Alman İdeolojisi) (1846)
  • Die Klassenkampf e in Frankreich (Fransa’da Sınıf Savaşımları) (1850)
  • Zur Kritik der Politischen Ökonomie (Toplumsal İktisadın Eleştirisi) (1859)
  • Ve ölümüyle yarım kalan yapıtı Das Kapital (Sermaye) (1864-1876)

 

Karl Marx - Das Kapital (Sermaye)

Karl Marx – Das Kapital (Sermaye) | Karl Marx ‘ın Başlıca Eserleri

 

 

Karl Marx’ın Felsefesi

Marx, Hegel’den yalnızca yöntemini aldı ve onun ülkücü yanını böylece maddeci bir kavrayışa dönüştürmüş oldu. Bir başka deyişle diyalektiği koruyup ülkücülüğü dışarı attı.

Hegel için olduğu gibi Marx için de yaşam çelişkilerden kurulmuştu, onun için de diyalektik sav, karşısav ve bileşim olmak üzere üçlü bir gelişimde gerçekleşiyordu. Buna karşın Marx sığ bulduğu eski maddeci görüşlerden de uzak durdu.

Böylece “diyalektik maddecilik” adıyla anılan yeni bir maddeci kavrayış geliştirdi.

Marx, Hegel’in Ruh’da öngördüğü aralıksız dönüşümü maddede de var olduğunu savundu. Böylece Marx için de tarihsellik belirleyici bir anlam kazandı. Buna göre Marx öğretisi bir başka bakımdan da tarihsel maddecilik anlamına geliyordu.

Marx yaşamı madde düzeyinde fizikseI-kimyasal olgular üzerinden değerlendirdi. Buna göre düşüncenin kökenini de organik koşullarda aramak gerekiyordu. Bu madde temeline dayanan insan dünyası gerçek anlamda bir toplumsallıkta kendini ortaya koyuyordu. O durumda insan toplumsal yaşamı düşünürken onu dönüştürmek durumundaydı. Bu çerçevede özellikle altyapı koşullarının yani iktisadi yaşam koşullarının ya da yaşamı kolaylaştırmaya yönelik teknik etkinliklerin üstyapı değerlerini dönüştürdüğünü düşünmek doğru olurdu.

 

Karl Marx Felsefesi

 

Marx böylece yaşamın düşünce üzerinde belli bir yönlendirici gücü olduğunu benimsiyordu.

Maddeci diyalektik amacı tarihsel maddecilik olarak özellikle insan toplumlarının yapılaşma ve dönüşme koşullarını ele almak olacaktı.

Marx ‘Sınıfların varlığı üretimin belirlediği tarihsel gelişimin evrelerine bağlıdır’ düşüncesini savunmaktaydı. Tarihin bize gösterdiği toplumsal dönüşümlerin temelinde iktisadi etkenler başı çeker.

Bu tarihselci kavrayış, tarihin her döneminde toplumların sınıflara bölündüğü görüşündeydi.

Toplum sınıfları her çağda iktisadi değerlerle belirgin yaşım koşullarına göre ortaya çıkmaktaydı. Buna göre her toplum sınıfı üretimde ortaya koyduğu etkinlikle belirgindi. Bu durum tarih boyunca zorunlu olarak sınıflar arası çatışmayı getirmişti.

Çağımızda burjuva sermayesi üretici değildi, üreten işçi sınıfıydı.

Karl Marx sermayenin ölü emek olduğunu savunuyor, onun bir vampir olduğunu söylüyordu. Buna göre işçi sınıfının burjuva düzenini yok etmesi gerekiyordu. Sınıf çatışmaları dönüşümün itici gücüydü.

Sınıf çatışması bir ülkü veya amaç değil, yatsınamaz bir gerçeklik ve gereklilikti.

Bu çatışmalar işçi sınıfının ya da daha havalı bir tabir kullanacak olursak proletaryanın zaferiyle sonuçlanacaktı.

Yani Devrimle.

Bu devrim herkesin herkese ait olan üretim araçlarıyla çalıştığı adaletli topluma getirecekti. Böylece gereksinimler toplumu, özgürlükler toplumuna dönüşecekti. Fakat kritik nokta bunun için tüm işçilerin birleşmesi gerekiyordu.

 

Dünyanın tüm işçileri birleşin! (Proletarier aller Länder, vereinigt euch!) (Workers of all lands unite) (Пролетарии всех стран, соединяйтесь!)

 

 

İllüstrasyon için kaynak:

  • https://www.artstation.com/artwork/DWVmy

Yorum Yapmak İster Misiniz?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.