Sokrates Kimdir? Felsefesi ve Sözleri

Bu yazımızda Felsefe Tarihinin en kilit filozoflarından birinden Sokrates ’ten bahsedeceğiz. Sokrates kimdir? Sokrates ‘in felsefesi ve sözleri nelerdir?

Sokrates gerek hayatı ve meşhur savunması, gerek siyaset felsefesi, gerekse etik anlayışı açısından felsefeyi tamamen başka bir boyuta taşımış ve kendisinden sonra gelenlere çok güzel bir yolu aydınlatmıştır.

Böyle bir yazı da hayatını ve felsefesini derinlemesine ele almanın mümkün olmadığı hepinizin takdiridir. Yazılarımızın geneli itibariyle amacımız var olan merakınızı körüklemek ya da yeni meraklara yelken açmanızı sağlamak. Şimdi sizi Sokrates ’in ilginç hayatıyla baş başa bırakıyorum.

Felsefe tarihinde hayatı ile felsefesi arasında tutarlılık bulunan filozofların sayısı azımsanmayacak kadar çoktur fakat bu durumun şahikası, Felsefe Tarihinin temel taşlarından biri olan Sokrates ’tir.

 

Tek Bir Şey Biliyorsam, O Da Hiçbir Şey Bilmediğimdir.

 

Sokrates Kimdir?

Genel olarak felsefenin ve Batı felsefesinin, özel olarak Antik Yunan felsefesinin hiç kuşku yok ki en kilit ismidir. Nitekim Batı felsefesinin doğduğu yer olarak kabul edilen Antik Yunan felsefesi bir bütün olarak onun ismi ile sınıflandırılır.

Gerçekten de ondan önce yaşamış ve doğa felsefesi ile uğraşmış bütün filozoflara Sokrates ’ten önce gelenler anlamında “Presokratikler” adı verilir. Buna karşın Sokrates ’ten sonra gelen bütün Yunan filozofları onun doğrudan ya da dolaylı olarak öğrencisi olma, ondan feyz alma, etkilenme anlamında “Sokratikler” olarak geçer.

 

“Evlenin, eğer iyi bir kadına rastlarsanız mutlu, kötü bir kadına rastlarsanız filozof olursunuz.”

 

Sokrates, Atina’nın hemen güneyindeki bir kasabada milattan önce 469 yılında dünyaya gelmişti. Babası Sophoniskos adlı bir taş ustası, annesi de Phainarete adında bir ebeydi. Hayatın ilk dönemi hakkında pek fazla bir şey bilmediğimiz Sokrates antik kaynaklarda mizacı kötü biri diye anlatılan Ksantippe adlı bir kadınla evliydi ve ondan üç erkek çocuğu oldu. Sokrates adının Yunan dünyasında ilk kez duyulması aslında felsefesi ile olmamıştır.

Yunan dünyasındaki ilk ününü M.Ö. 432 yılında patlak veren Peleponnes savaşında gösterdiği başarıyla duyurmuştur. Anaksagoras ’ın öğrencisi Arkhelaos ’un derslerine katılan ama sonradan insani problemler ilgisiz olduğu gerekçesiyle doğa felsefesinden vazgeçen Sokrates, Doğa filozoflarında aradığı sadece beşeri dünya için değil, doğal dünya için de geçerli olacak ereksel açıklamayı bulamamıştı. İşte bu kopuş, bu başka hakikat arayışı şüphesiz ki felsefe tarihini çok köklü biçimde değiştirdi.

Otuz beş yaşından itibaren esas olarak felsefede kendi kendisini yetiştirme yoluna girdi. “Atinalıları uyandırıp hayatın anlamı ve kendileri için gerçekten iyi olan üzerinde düşünmeye sevk etmek” diye ifade edebilecek hedefini geçekleştirmek için soru sormaya başlamıştır. Gerçekten de Sokrates hayatını bundan sonraki döneminde kendini yurttaşlarına ama özellikle de gençlere, “hayatın anlamı”, “neyin gerçekten iyi olduğu”, “insanın gerçek amacının ne olması gerektiği” gibi soruları belirlediği genel çerçeve içinde felsefi tartışmalar yaparak bir manevi uyanış sağlama çabası içinde olmuştur.

 

Kötülük Yapmaktansa Kötülüğe Uğramayı Tercih Ederim

Diyalog ve felsefe tartışmaları ile insanlara ruhlarına özen göstermeleri gerektiğini onların “adalet”, “erdem” ve “bilgelik” gibi en iyi bilmeleri gereken konularda çok derin bir cehalet içinde olduklarını gösteren Sokrates eşsiz bir “sokak filozofu” resmi çizmiştir.

Eleştirisini sadece Yunanlı sıradan vatandaşlara değil, aynı zamanda demokrasinin o zaman hali hazırda yönetimde olan, budala olduğunu düşündüğü önderlerine de yöneltti.

Nitekim yeni demokrasinin Sokrates ’in sorgulama ve eleştirilerinden rahatsız olan kent yöneticileri. Sokrates ile ilgili “Kentin tanrılarına inanmayıp yeni Tanrılar icat etmek” gibi düzmece bir suçlama ile ona dava açtılar. Aslında kimsenin onu idam etmek gibi bir niyeti yoktu.

Atina şehrini yöneten iktidar sahipleri, eleştirisinden bunaldıkları bu yaşlı ve çirkin adamı susturmak en azından gözünü korkutmak istiyorlardı. Ondan şehirdeki her suçlanan insanın yapacağı gibi, hayatını kurtarmak için af dilemesini beklediler.

Sokrates yaşayacağı hayatı kendisi seçtiği gibi ölümünü de kendisi seçmiştir desek abartmış olmayız sanıyorum. Mahkemedeki savunmasında yanlış bir şey yapmadığını savunarak bütün hayatının bir muhasebesini yaptı. (Bu savunmayı Platon ’un yazdığı Sokrates ’in Savunması kitabında bulabilirsiniz.)

Savunmasında gençleri baştan çıkarmak ve kentin tanrılarına inanmayıp yeni Tanrılar icat etmek bir yana insanlara Tanrı ’nın mesajı uyarınca önce cahilliklerini sonra da ilkeli yaşamaları gerektiğini sonra da ruhlarına gerekli özeni göstermeleri gerektiğini göstermek amacıyla felsefe yaptığını dile getirdi.

Sokrates ‘in Savunması 500 kişiden oluşan jüriyi tatmin etmedi. Ve Sokrates 220 ‘ye karşı 280 oyla suçlu bulundu. Suçlu bulunmasının ardından kendisi için böyle bir hakkı olmasına rağmen bir ceza önerisi ya da talebinde bulunmadı. Oysa herkesin istediği sadece küçük bir para cezası ile kurtulmasıydı ve bu suçunu kabul etmesi durumunda mümkündü. O, tüm çevresinin baskısına rağmen bunu kabul etmedi. Çünkü kendisi için verilecek ölüm cezasına alternatif bir ceza teklifinde bulunması kendisini mahkemeye verenlerin haklı olduğunu kabul etmesi anlamına geliyordu.

Gerçekten de o hemen herkesin beklentisinden farklı olarak kendisine sadık kalmak, hayatını tekzip etmemek kendisini ve hayatını bir bütün olarak olumlama kararıyla af dilemeye olduğu kadar ceza teklifinde bulunmayı da kabul etmedi. Atina yasalarına göre infaz mahkumiyetin hemen ardından gerçekleştirilirdi.

Bazı özel koşullardan dolayı cezanın infazı bir ay kadar gecikti. Bu sırada görevlilerin göz yummalarından dolayı hapishaneden kolayca kaçma şansına sahip oldu. Üstelik dostları haksız yere mahkum edildiğini, boşu boşuna öldürülmekte olduğunu söyleyerek kaçışının meşru olduğu üzerine epeyce dil döktü.

“Esas kötü olan mahkum edilmeyi veya ölümü gerçekten hak etmiş olmak olduğunu” dile getiren Sokrates hapishanede aynen mahkemede davrandığı gibi davranmayı seçti. Daha doğrusu pek çok insanın hapishaneden kaçabildiği yerde o kaçma imkanı bulmasına üstelik ona haksız bir biçimde mahkumiyet verilmiş olmasına rağmen kaçmadı.

Kaçmanın illegal bir davranış olsa bile kesinlikle adaletsiz olmadığı söylenmesine rağmen tam bir ruh dinginliği içinde ölümü bekledi. M.Ö. 399 yılında idam edildi.

 

 

Sokrates Kimdir? Felsefesi ve Sözleri

Sokrates Kimdir?

 

 

Sokrates Felsefesi

 

Sokrates ’in Siyaset Felsefesi

Düşünce tarihinde politika felsefesinin kurucusu olarak kabul edilen Sokrates ‘in politika felsefesi büyük ölçüde onun demokrasiye yönelik eleştirileriyle en iyi yöntem biçimlerine olduğuna dair fikirlerinden oluşturur.

 

Düşüncesinin Temeli

İçinde yaşadığı polis veya Kent Devleti ‘nin varlık nedeni sadece yurttaşlarının hayatlarını güvence altına almak değil esas onların mutluluğa erişebilmelerini mümkün kılmak. Ahlaken iyi bir yaşam sürmelerini sağlamak ve yurttaşlarına iyi bir hayat temin etmektir.

Aynı zamanda bir eğitim kurumu olan polis ona göre yurttaşların gerçek mutluluğa eriştirmekle onların ruhlarına özen gösteren insanlar haline getirmekle mükelleftir.

Sokrates sözgelimi kendisinin Atina Devleti ile bir sözleşme yaptığını bu sözleşme uyarınca devletin koruması güvencesi ve rehberliği altına girdiğini söyler. Doğmuş olduğu Atina’da polisin Medeni hukukuna göre yurttaşı olduğunu, onun eğitim sistemine göre yetiştirilip eğitildiğini söyler. Dolasıyla Sokrates diğer yurttaşlar gibi kendinin de Atina Devleti ile yasalarının eseri olduğunu kabul eder. Devletin varlık sebebi iyilik ve adalet olan bir kent yönetiminde hukukun kötü olmayacağını iddia eden Sokrates ’e göre sorun devlette ve yasalarda olmayıp devleti temsil edenlerde ve yasaları uygulayanlardaydı.

İşte bu temel üzerinde devletin yönetim sanatında uzman olmayanlar yani herkes tarafından temsil edilmesine, yasaların, gerçek adaletin, hayatin amacının ne olduğunu bilmeyen, gerekli felsefe bilgelikten yoksun sıradan insanlar tarafından uygulanmasına karşı çıkar. Demokrasiyi bu yönden eleştirir.

Atina demokrasisinin temelindeki politik konularda bir kimsenin görüşünün bir diğeri kadar iyi olduğu düşüncesine hayatı boyunca karşı çıkmıştır. Çünkü ona göre aynen kaptanlık, mimari, ayakkabıcılık nasıl bir sanatsa yöneticilikte aynı şekilde bir sanattır. Dolayısıyla bilgiden yoksun çoğunluğun veya mecliste kura ile seçilmiş görevlilerin kararları ile hayata geçirilecek demokratik bir yönetim bir sanat olan siyasetinin özüne ve ruhuna ne de amacına uygun düşmediğini söyler.

 

 

Sokrates ’in Etik Anlayışı

 

Üzerinde Düşünülmeyen Bir Hayat, Yaşanmaya Değmez.

Sokrates ’in gözünde insan bir beden ve ruhtan meydana gelen bir maddi bir de manevi boyutu bulunan birleşik bir varlıktır. İnsanın gerçek benliğine karşılık gelen, onu her neyse o yapan ya da bileşen ruhtur. Gerçekten var olan beden, ölümsüz ruh karşısında sadece bir araç olmaktan ileri gidemez.

Psukhe ya da ruhu akılla, insanın rasyonel meleke ya da yetileriyle özdeşleştirir. İnsanın gerçek benliğini ortaya koyan şey Psukhedir. Özü de akıldır. Her varlığın yerine getirmek durumunda olduğu bir fonksiyonunun, onun var oluşunun bir amacı bulunduğunu düşünen Sokrates işte bu noktada meşhur ‘Arete ya da Erdem’ ilkesini geliştirir.

Sokrates ‘e göre insanın “erdemli” sayılması için “bilinçli” olması gerekir. İnsanın “ereği” mutluluğa ulaşmaktır. Mutluluk yolunda hizmet eden her şey “iyi” bu yola engel olan her şey “kötüdür.”

İnsanlar toplumun kendilerine sunduğu değerler üzerinde bir an bile düşünmeden sosyal baskı ile bedenin arzularıyla sürüklenirler  yani sorgulanmamış bir yaşam sürerler, sorgulanmamış bir yaşam süren insanların hayatları kendi ellerinde ya da kendi kontrollerinde değildir. Onların denetimi dışarıdan gelmektedir. Bu ise kişiyi mutsuzluğa götüreceği için bir felaketten başka hiçbir şey olamaz.

İnsan mutluluğu buna bağlı olduğu için Sokrates ’e göre insan ruhuna özen göstermek zorundadır.

Peki filozoflar ölüm hakkında neler söylediler hiç merak ettiniz mi? Filozoflar Ölüm Hakkında Neler Söyledi? başlığına tıklayarak konu ile ilgili yazımızı inceleyebilirsiniz.

 

Kaynaklar:

Ahmet CEVİZCİ – Felsefe Tarihi
Ahmet ARSLAN – İlk Çağ Felsefe Tarihi 2

 

İşten, okuldan arta kalan kıt zamanınızda, sosyal medyada gezinen gerekli, gereksiz bu kadar popüler kültür malzemesi arasında sanat, felsefe ve edebiyata zaman ayırıp bu yazıyı okuduğunuz için sizi ayakta alkışlıyor ve teşekkür ediyorum.

Hürmetler. Esenlikler dilerim

Yorum Yapmak İster Misiniz?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.