Rönesans’ta Bir Marka: Albrecht Dürer

Albrecht Dürer: Rönesans Döneminin Kuzey Avrupa’daki Zirvesi

Rönesans’ta Bir Marka: Albrecht Dürer başlığına aldanıp bu yazının reklamcılık ya da iş dünyası ile ilgili bir içerik olduğunu düşünmeyin.

Bu yazıda aslında Rönesans döneminin Kuzey Avrupa ’da yaşamış en büyük temsilcisi ve o dönemde gerçekten bir marka haline gelmiş olan Albercht Dürer ’in resim sanatına getirdiği yenilikleri, Erasmus ve Martin Luther ile olan ilişkisini sizlere aktarmaya çalıştım.

 

Rönesans’ta Bir Marka: Albrecht Dürer

Rönesans’ta Bir Marka: Albrecht Dürer

 

 

Rönesans’ta Bir Marka : Albrecht Dürer

Zamanının çok ilerisinde yaşayan Albrecht Dürer, ressamlar arasında belki de öngörü gücü en yüksek olan ressamdır. Günümüzde de yaşamış olsa hala ilginç bir sanatçı olarak kabul edilebilirdi.

Michelangelo, Sistine Şapel i,  Leonardo, Mona Lisa ’yı boyarken, o hiç görmediği bir gergedanın tasvirlerden yola çıkarak gravürünü yapmış ya da sulu boya ile bir tavşan boyamış ve Rönesans döneminde bir marka haline gelmişti.

 

Rönesans’ta Bir Marka : Albrecht Dürer

Albrecht Dürer ‘ in Gergedan Gravürü

 

Rönesans’ta Bir Marka : Albrecht Dürer

Albrecht Dürer ‘in Sulu Boya İle Yaptığı Tavşan Resmi

 

Peki günümüzde bir markayı nasıl yaratırsınız?

Önce ortaya bir hizmet ya da ürün koyarsınız sonra onu geliştirip son haline getirirsiniz ve daha sonra çokça tanıtıp pazarlamaya çalışırsınız. İş dünyasında bir marka oluşturabilmek için basit bir anlatımla böyle ilerlersiniz.

İşte Albrecht Dürer de sanatta aynen böyle ilerlemiştir. Albrecht Dürer kendisini cemiyet görüşmelerine dahil ederek Rönesans döneminin tepesine çıkartmıştır.

İtalya’da yaşayan Michelangelo ’nun ününe Kuzey Avrupa ’da sahip olmuştur. Bu derecede meşhur olmasının sebeplerinden biri de usta işi gravürleri ile ağaç baskılarıydı. Bu eserler kitle dağıtımına fevkalade uygun eserlerdi.

Bütün bunlara rağmen biz yine de Dürer ’i bir ticaret adamı olarak değil, bir sanat adamı olarak incelemeliyiz çünkü o da kendisini öyle görmekteydi.

Sanat dehası kavramına sahip olanların hiç şüphesiz Kuzey Avrupa temsilcisi oydu. Bu dehasının kıymetini bildi ve onu geliştirmek için çok çalıştı Albrecht Dürer.

 

 

Albrecht Dürer ’in Yaşam Öyküsü

Albrecht Dürer, kuyumcu bir babanın (onun adı da Albrecht Dürer idi) ve karısı Barbara ’nın on sekiz çocuğundan biriydi. Alberct Dürer ’in sadece iki kardeşi hayatta kalabildi.

 

Rönesans’ta Bir Marka: Albrecht Dürer - His mother's portre

Albrecht Dürer ‘in Yapmış Olduğu Annesine Ait Portre

 

Eğitimini tamamladıktan sonra gözde bir pirinç ustasının kızıyla hayatını birleştirdi. Venedik ’te İtalyan sanatı ile ilgili eğitim aldıktan sonra, hırslı ve yetenekli bir genç olan Albrecht Dürer 1496 yılında yani sadece yirmi dört yaşındayken kendi atölyesini kurdu ve çok geçmeden Nürnberg cemiyetinin seçkin isimleri arasına girdi.

Bu cemiyette bulunan, çoğu tanınmış hümanist bilgin olan arkadaşları tarafından Dürer ’in yaptığı işin bir zanaat değil, liberal sanatlardan biri olduğu yönünde ressama telkinde bulundular.

Bu arada Albrecht Dürer de atölyesinde baskı sanatı üzerine araştırmalarda bulunuyordu. Tahta baskılardan ya da gravürlerden yapılan baskıların taşınabilir nitelikte ve uygun fiyatlı olmasını istiyordu. Çünkü o dönemde yeni bir akım olan evleri ve iş yerlerini süsleme modası orta sınıf için önem arz ediyordu.

Dürer eğer baskıları taşınabilir bir boyuta getirirse bu orta sınıfın tamamı onun hedef kitlesi olacaktı.

Albrecht Dürer, bununla da kalmayarak baskı resmini uluslararası bir girişim haline getirmek istiyordu. Bir müşterinin onu gelmesini beklemektense o dönemde popüler olan konular üzerine baskılar tasarladı ve üretti. Sonrada işini tüm Avrupa’da tanıtmak için satıcılar tuttu. Çok geçmeden Dürer ’in baskıları tüm Avrupa ’da duvarları süslemeye başladı.

Gravürü de araştırdı. Özellikle de içinde tehdit edici bir peyzajda at üstünde seyahat eden kararlı bir şövalyeyi gösteren Knight, Death, and the Devil – Şövalye, Ölüm ve Şeytan (1513) ‘da aralarında olduğu üç “ustaca baskısı” nda.

Ölümün iskelete benzeyen figürü, gölgeli bir sarp kayalığın yanında solgun dururken, çok boynuzlu keçi benzeri bir yaratık olan Şeytan, dağınık ağaç kökleri arasında pusuya yatmıştır.

 

Rönesans’ta Bir Marka: Albrecht Dürer

Knight, Death, and the Devil – Şövalye, Ölüm ve Şeytan Gravürü

 

 

Yüksek Yerde Tanıdıklar

Dürer bu dini motiflerin yoğun olduğu eseri tamamlarken, Katolik Kilisesi ’nde baş gösteren karışıklığın elbette farkındaydı. Skandallarla örülü ve yozlaşmaya başlamış kilise kolay hedefti.

1510 yılından sonra kiliseye olan eleştirilerin dozu giderek artıyordu. Albrecht Dürer bu eleştiri getirenlerin çoğunu tanıyordu. Bunlardan biri Rotterdamlı ünlü hümanist Erasmus ‘du. Bunu takip eden süreçte 1517 yılında Martin Luther adlı bir keşişin, kiliseye meydan okuması ardından yazdığı Doksan Beş Tez (Erasmus) adlı kitabı Almancaya çevrildikten hemen sonra okudu. Protestan Reformuna giden yola Dürer de bu şekilde dahil olmuş oldu.

1520 yılında Dürer, Kutsal Roma imparatoru V. Charles’in taç giyme töreni için Hollanda ’ya seyahat etti ve ömrü boyunca yakasını bırakmayacak olan hastalığı da (muhtemelen sıtma) bu yolculuk esnasında kaptı.

Nürnberg ’e dönünce sanat üzerine yazılar yazdı. Bu yazıların mesleğinin değerini yüceltmek için son derece gerekli olduğunu düşünüyordu.

Hastalığı giderek arttı ve 1528 yılında öldü. Öldüğünde henüz elli yedi yaşında bile değildi.

Martin Luther, Dürer ’in ölümünün ardından “Böylesine mükemmel bir adam için ağlamak hem doğal, hem doğrudur” diye yazdı.

 

 

Dürer İlk Führer

Dürer ölünce sanki bir Hristiyan aziziymişçesine muamele gördü. Cenazeden üç gün sonra hayranları tarafından cenazesi mezarından çıkarıldı ve bir ölüm maskesi yapıldı. Hayranlar bu fikri İtalya’dan almıştı ama bu iş orada ölüler gömülmeden önce yapılırdı.

On dokuzuncu yüzyıl ise Dürer ’in en çok ilgi gördüğü zamanlar oldu. 1840’ta Nürnberg ‘de sanatçının bir bronz heykeli dikildi; üzerine şöyle yazıldı. “Peder Dürer, bizi kutsa ki biz de senin gibi Alman sanatını gerçekten el üstünde tutalım, mezara kadar rehber yıldızımız ol!”

Dürer ’in ikinci parlaması ise 1920 ’li yıllarda olmuştur. Naziler onu, babası Macar göçmeni olmasına rağmen “Alman ressamların en Almanı” ilan etmişlerdir.

 

 

Sanat Dünyasının İlk Marka Yaratıcısı Aynı Zamanda İlk Logosunu Tasarlıyor

Diğer bütün ressamlar gibi Dürer de sahtecilikten korkardı çünkü o dönemlerde resimlerin kopyasını yapmak yasadışı değildi.

Dürer buna engel olmak için günümüzde çok bilinen büyük bir “A” nın bacakları arasına sığınmış bir “D“ harfi tasarladı. Bu tasarım şöhretini arttırmasına yarasa bile sahteciliğe karşı pek işe yaramadı.

 

İşten, okuldan arta kalan kıt zamanınızda, sosyal medyada gezinen gerekli, gereksiz bu kadar popüler kültür malzemesi arasında sanat, felsefe ve edebiyata zaman ayırıp bu yazıyı okuduğunuz için sizi ayakta alkışlıyor ve teşekkür ediyorum.

Hürmetler. Esenlikler dilerim.

2 Yorum

Yorum Yapmak İster Misiniz?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.