Paul Cezanne: Hayatı ve Eserleri

O, öğleden sonra havanın yavaş yavaş bulutlanmasına aldırmadan üzerinde çalıştığı manzara resmini boyamaya devam etti. Bardaktan boşanırcasına yağmaya başlayan yağmur bile onu bu manzara resmini tamamlama azminin önünde duramadı! Artık yaşlanmış olan bedenine itibar etseydi, çoktan orayı terk edip, evine gitmesi gerekirdi. Fakat çocukluğundan itibaren karakterine sirayet etmiş olan disiplin ve resme olan tutkusu bu zorunluluğu görmezden gelmesine sebep oldu… Şimdi gelin bu disiplin abidesi, ressam Paul Cezanne ‘yi hep birlikte tanıyalım.

 

 

Paul Cezanne ‘nın Hayatı ve Eserleri

…Neden sonra yeterince çalıştığı kanısına varınca evinin yolunu tuttu. Bir kaç gün içerisinde, yaşamış olduğu o yağmurlu günün olumsuz sonuçları ortaya çıktı. Derhal doktor çağırıldı. Teşhis zatürre idi.

Yaşlı beden zaten var olan hastalıklara eklenen bu yeni yükü kaldıramadı. 19 Ocak 1839 yılında hayata merhaba diyen Paul Cezanne, 22 Ekim 1906 ‘da bu dünyaya elveda demek zorunda kaldı. Belki de yaptığı o resmin son resmi olduğunu hissetmiş ve onu bitirmek için çabalamıştı.

O resim Le Cabanon de Jourdan.

 

Le Cabanonde Jourdan - Paul Cezanne

Le Cabanonde Jourdan – Paul Cezanne

 

Burada bir kaç cümle ile son anlarını anlattığımız Paul Cezanne sanat tarihi için kuşkusuz çok önemli bir isimdir.

 

 

Göz Yeterli Değildir, Aynı Zamanda Düşünmekte Gereklidir

Onun eserlerinin konuştuğunu söylemek mümkündür ama bu resimler tek bir cümle söylerler. “Ben Paul Cezanne ‘nın eseriyim.

Bu onların muazzam ölçülü yapısından ileri gelir. Bu yapı ondan sonra gelecek tüm sanatçılara bir nevi ışık olmuştur. Bir izlenimci ressam olmasına rağmen Claude Monet ve Renoir ‘den çok daha farklı, hatta kimilerine göre daha ileridedir.

İzlenimciliğin sınırlarının ve iç çelişkilerinin hiç kimsenin farkında olmadığı kadar farkındaydı.

“Göz yeterli değildir aynı zamanda düşünmekte gereklidir.” cümlesi onun resim anlayışını da çok iyi yansıtmaktadır. Çağdaşlarının izlenimcilik tekniğinden farklı olarak bir resmi yapmak için doğada saatlerini geçirmeyi tercih ederdi.

“Sanat doğaya paralel bir ahenktir.”

Paul Cezanne ‘nın dünyaya geldiği yıllarda babası tanınmış bir şapka imalatçısıydı.

1847 yılında iflas etti, bir banka işini alarak kendi bankasını kurdu. İşte bu ticaret adamı sayesinde Paul Cezanne ve iki kardeşi hayatları boyunca hiç ekonomik sıkıntı yaşamadılar. Babasından kalan yüklü maddi miras yanında, Cezanne manevi bir mirası da devraldı.

Disiplinli bir şekilde kendi kendini yetiştirme gayreti.

Babası ticarette ne kadar disiplinli ve gayretli ise, Paul da kendini yetiştirme ve disiplinli yaşama konusunda gayretliydi. Yaratıcılık konusunda şunları söylerdi.

 

 

Paul Cezanne = Tereddüt + Dürüstlük + İtaat

“Sanat işçiliğinin dayandığı üç esas vardır. Tereddüt, dürüstlük ve itaat. Fikirler karşısında tereddüt, nefse karşı dürüstlük ve çevredeki eşyaya itaat.”

İşte Cezanne ‘ı  CEZANNE yapan ilkeler de bunlardı.

 

Kırmızı Yelekli Çocuk-Paul Cezanne

Kırmızı Yelekli Çocuk – Paul Cezanne

 

 

Emile Zola, Paris İçin Cesaretlendiriyor

Çok küçük yaşlardan itibaren ilgi duymaya başladığı resim sanatında ilk zamanlarda çok da başarılı olamadığı bir gerçekdi. Hatta resim dersinden kırık not almışlığı bile vardı.

1852 yılında Bourbon Kolejine yatılı olarak girdi. Burada resim alanında pek ilerleme kaydedememiş olsa bile kendini geliştirmekten geri durmadı.

Sınıf arkadaşı olan Emile Zola ile bu okul yıllarından başlamak üzere derin bir dostluk kurdu. Bu dostluk ileride sanat yaşamının en azından bir bölümünde çok işine yarayacaktı.

Görünürde resim sanatı için üstün bir yeteneği olmadığı halde ressam olarak yaratıldığına inanıyordu. Bu yüzden de bütün hayal kırıklıklarına rağmen okuduğu okuldan belirli zamanlarda izin alıp, bir resim okulundan resim dersi alıyordu. Bu okulda kendisinde aradığı ilk ışığı buldu. İki yıl bu okula devam ettikten sonra okulun düzenlemiş olduğu yarışmada bir ‘ikincilik‘ kazandı.

 

Paul Cezanne

Paul Cezanne Kimdir? | Paul Cezanne ‘nın Hayatı ve Eserleri

 

Genç Cezanne çoğu gencin inandığı gibi her şeye yetenekli olduğunu düşünüyor ve resim ile uğraşmanın yanı sıra müziğe de el atıyordu. Devrinin en büyük bestecilerinden Wagner ‘in çeşitli eserleri üzerinde çalışmalar bile yapmıştı.

Halihazırda Paris’te olan Zola ‘nın ona yazdığı bir mektupla heveslenen Cezanne, baba engeline takıldı ve mecburen hukuk okumaya başladı.

İçindeki alev tabi ki sönmemiş sadece derinlerde bir yerlerde gizli gizli yanmaya devam ediyordu.

Emile Zola ‘dan gelen her mektup bu alev için bir körük görevi görüyordu. Sonunda annesi ve kız kardeşinin yardımıyla baba Cezanne ikna edildi ve oğul Cezanne soluğu Paris’te aldı.

 

Disiplin, Disiplin ve Disiplin

Guillaumin ve Camille Pissarro ile aynı atölyede bulunması Cezanne’nın hoşnut olduğu bir konuydu ancak onların disiplinli çalışmıyor oluşlarına, canları istedikleri zaman çalışmalarına hayret etmekten kendini alamıyordu.

Büyük umutlarla geldiği Paris’te beklediğini bulamadı. Gelmek için çok heveslenip, beklemek zorunda kalması ve şüphesiz edebiyata ‘biraz yeteneği’ olduğunu bildiğimiz Emile Zola’nın mektuplarının da beklentiyi yükselttiğini gözden kaçırmamak gerek.

Paris’te bulunduğu dönemde de artık gençlik hayalleri onları terk ettiği için Zola ile de aralarındaki eski heyecandan eser yoktu.

Paris’ te kaldığı süre içerisinde kendisine teselli olarak sunduğu tek hediye Louvre Müzesi ziyaretleriydi. Aslında gayet iyi bir teselli ikramiyesi… Sabahtan akşama salonları dolaşır özellikle Rönesans dönemi eserlerini saatlerce izlerdi.

Memleketine döndükten sonra bir sene kadar babasının bankasında memur olarak çalıştı ama bir kere içine sanat kurdu girmişti, onu kemirmeye ve başka bir işle meşgul olmasına izin vermemeye devam ediyordu. Ani bir kararla yeniden Paris’e gitti. İkinci Paris seferinin başarıya ulaşacağından emindi.

 

Marne Köprüsü-Paul Cezanne

Marne Köprüsü-Paul Cezanne

 

Paul Cezanne ‘nın İkinci Paris Macerası

Bu defa Paris’te genç izlenimci ressamlarla tanıştı. Bunlar arasında Monet, Sisley, Renoir vardı.

İlk zamanlar onun için yine pek parlak değildi. Güzel Sanatlar Okuluna girmeyi başaramadı. Salonda sergilenmesi için gönderdiği resimler red edilmiştir. Bu başarısızlık, Paris ve memleketi olan Aix arasındaki gidiş gelişler devam etti.

Paul Cezanne için dönüm noktası, Pissarro ile beraber çalışmaya başlaması oldu. Onun sayesinde dağınık olan tarzı daha belirgin ve yerleşik hale geldi. Pissarro’nun nasihatlerine kulak vermekle kalmayıp kendini sürekli geliştirdi. 1895 yılına kadar neredeyse unutulmuş bir kişi olarak yaşadı.

‘Fark etmek’, Cezzanne’nın lügatında çok önemli bir kelime idi.

Yaptığı natürmortlarda dayanıklı meyveleri seçerdi. Çoğu zaman meyveler çürürdü fakat resim tamamlanmazdı. Gerçekten gördüğüne emin olana kadar farklı açılardan bakar farklı şekillerde komposizyon oluştururdu.

1879 yılında başladığı Yıkanan Üç Kadın resmi üzerinde, 7 sene çalışmış ve tamamlayamadan ölmüştür.

1883-1895 yılları arasında nihayet Cezanne, kalburüstü sanatçılar içinde adı geçen bir sanatçı olmuştu. Eserlerinde görünen her noktanın arkasında bir düşüncenin, her fırça darbesi bir fikrin ifadesi olduğu anlaşılmıştır.

Ünlü Alman şair Rainer Maria Rilke onun eserleri için şöyle der.

“Birbirleriyle tartışan hatta kavga eden bir sürü renk. Ama her birinin ruhu ayrı ayrı incelenince, aslında çok iyi anlaştıkları görülür. İşte bu renklerin birbirleriyle olan bağları, gerçek resim dediğimiz şeyi meydana getirmektedir.”

 

Paul Cezanne- Kağıt (İskambil) Oynayanlar

 

Kağıt (İskambil) Oynayanl

Paul Cezanne – Kağıt (İskambil) Oynayanlar

 

Kağıt Oynayanlar, haklı olarak Cezanne’nın en önemli eseri olarak görülür. Cezanne’nın büyüklüğünü tam anlamıyla ortaya koyar. İskambil kağıdı gibi basit bir araç ile iki insan arasında yaşanabilecek neredeyse bütün duyguları resmine yansıtmayı başarmış, iki insan bedeninde bu duyguları çok başarılı bir şekilde anlatmıştır.

Peki Cezanne ‘nın sanat tarihindeki gerçek önemi nereden gelmekte? Bunu anlatabilmek için onun mektubundan bir alıntı yapmak ve bir resmini örnek vermemiz gerekir.

 

Kübizmin Temellleri Atılıyor

15 Nisan 1904 yılında Emile Bernard ‘a yazdığı mektubunda şu ifadelere yer vermiştir.

“Doğayı işlerken silindir, küre ve koniyi kullan. Her şey düzgün perspektifinde olsun. Yani her nesne ya da düzlemin iki yanı da merkezi bir noktaya yönelsin. Ufuk yönünde paralel uzanan çizgiler genişlik verir, bu doğadan bir kesittir…”

 

Elma Sepeti-Paul Cezanne

 

Bu ifadelerdeki ilk cümle özellikle önemlidir. Kullanılan geometrik şekiller Kübizmin yolunu açmıştır.

Yani Paul Cezanne ‘ı modern resmin ilk temsilcisi olarak kabul etmek mümkündür. Bu tavsiyenin bir örneğini de, bir natürmort da görebiliriz. İşte huzurlarınızda 1895 yılında yapılan Elma Sepeti.

Örtü resmedilirken kullanılan teknik kübizmin habercisidir. Ayrıca kurabiyeler ne kadar simetrik ise şişe o kadar asimetriktir.

 

 

Kaynaklar:

  • Ünlü Ressamlar Hayatları ve Eserleri – Sadun Altuna- Hayalperest Yayınları
  • Dünya Sanat Tarihi – Hugh Honour-John Fleming-Alfa Yayınları
  • Sanatın Öyküsü – E.H Gombrich-Remzi Kitabevi

Yorum Yapmak İster Misiniz?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.